UNESCO; (UNITED NATIONS EDUCATIONAL SCIENTIFIC AND KULTURAL ORGANISATION – BİRLEŞMİŞ MİLLETLER EĞİTİM BİLİM VE KÜLTÜR ÖRGÜTÜ) 21 Şubat’ı, 1999 yılında, ortadan kalkma tehlikesiyle, büyük kuşatma, diğer diller tarafından sindirilme, yasaklama, baskı ve zorbalıklarla karşı karşıya kalan ulusların anadillerini korumak amaçlı olarak DÜNYA ANADİLİ GÜNÜ olarak kabul etti.
12 Mart 2012, 13 yıl önce, Pazartesi günkü Sabah Gazetesi’nin Avrupa baskısının ana haberi “STK’LARDAN TÜRKÇE ATAĞI” başlığını taşıyordu.
“STK’LARDAN” sözcüğünün altını ben çizdim. STK, “Sivil toplum kuruluşları” tamlamasının kısaltmasıdır. Özel bir ad değildir. O nedenle ona eklenen çekim eki -lar için yukardan ayırma işareti kullanılmaz.
Benim üzerinde durmak istediğim konu bu yazım yanlışı değildir.
O tarihte etkin olan bazı sivil toplum kuruluşları (DİTİB, UETD, IGMG, VIKZ, ATİB, TÜRK FEDERASYONU, FÖTED ve ATÖD) ay sonunda bir çalıştay düzenleyecekler ve yeni nesillerin en büyük sorunu olan Türkçe erozyonunu birlikte düzenleyecekleri ve her yıl gerçekleştirecekleri çeşitli etkinlik ve çalışmalarla önlemek için yapılması gerekenleri ele alacaklarını açıkladılar. Ayraç içinde kısaltmaları verilen STKları bu çalıştaylarında TGD, TAM, TD-Platform, Türk UniD, ABTTF, NITAB dernekleri de destekleyeceklerdi.
Çalıştay ve nesil nasıl da yakışmışlar ama birbirlerine değil mi?
Çalıştayı bendeki Türk Dil Kurumu sözlüklerinde ve Ali Püsküllüoğlu’nun Öz Türkçe Sözlük adlı sözlüğünde aradım, bulamadım. TDK’nun bilgi sunar sayfalarında aradım.
Orada sözcüğün anlamı; (1. İsim) Bilim adamlarının ve uzmanların bir konuda ön hazırlık yapmak üzere katıldığı inceleme ve değerlendirme toplantısı olarak verilmiş.
Nesil Türkçe değil, çalıştay Türkçe.
Nesilin dilimizdeki karşılığı, yani Türkçe olanı kuşaktır. Ben, gene de dua ettim. Arkadaşlar nesil yerine, kimi anlı şanlılarımızın kullandıkları jenerasyonu da kullanabilirlerdi.
Nasıl geçmiş yerine beckraundu kullanıyorlarsa, öyle yani…
Erozyon, toprak kayması anlamında yabancı bir sözcüktür. Türkçe erozyonu tamlamasıyla, sanıyorum, Avrupa’da konuşulan Türkçe anlatılmak isteniyor ki; son derece haklı bir saptamadır.
Buradan, yeniden bir kez daha anadil ve anadili bileşik adları arasındaki anlam ayrılıklarına geleceğim izninizle.
Daha önce de yazmıştım. Anadil, başka diller türetmiş olan dildir.
Anadiliyse; insanın çocukken anasından ve evdekilerden öğrendiği dile denir.
Türkçe bir anadildir. Anasından Türkçe öğrenen çocuğun da anadilidir.
Çalıştayın adını Türkçem Ana Dilim Geleceğim – Türkçe’nin Ana Dil Olarak Geleceği olarak koymuşlardı bu örgütler. Üzerinde çalışacakları dil; anadil olarak Türkçe midir, yoksa anadili olarak Türkçe midir, bir açıklık yoktu bu konuda.
Hem anadilhem de anadili bileşik sözcüklerdir. Bileşik yazılırlar, ayrı yazılmazlar.
Onları ana dil, ana dili olarak yazmak yazım yanlışıdır.
Yurtdışında yaşayan, yerleşik yurttaşlarımızın çocuklarına anadil Türkçe’nin öğretilmesiyle anadili Türkçe’nin öğretilmesi de birbirlerinden çok farklı olan işlerdir.
Bu işleri yapacakların bu işleri yapacak biçimde yetiştirilmiş öğretmenler olmaları konunun olmazsa olmazıdır.
44 yıldan fazla bir süre Türkçe öğretmenliği yapan ben; “Bu özelliği ve yeteneği taşıyan tek öğretmen yoktur.” diyorum. Varsa beri gelsin!
Konunun tarafı olan ülkelerde, Türkiye’de ve yurttaşlarımızın yaşadıkları ülkelerde bu konuda, bu dersi verecek özellik ve yetenekte öğretmen yetiştirmek konusunda, atılmış tek adım yoktur.
Yani biz ve onlar, neredeyse 60 yıldır, bu çocukları saldık çayıra, mevlam kayıra.
Bu arkadaşların bu konudaki duyarlılıklarını saygıyla karşılamıştım, karşılıyorum.
Çalıştayı oluşturacak STKlarla ilgili bir çekincem olduğunu söylemeden de geçememiştim, geçemeyeceğim.
Bu çalıştaydaki STKların; FÖTED ve ATÖF dışında kalanlarının tümü dinci örgütlenmelerdir. Bu kurumların dil konusunda yapacaklarının, yapabileceklerinin sınırlarını çok, ama çok merak ediyorum.
Bir önyargım yoktu. Bugün de yok!
Ama, gene de merak etmiştim, bugün de ediyorum.





Yorumlar
…Yorumlar yükleniyor…