Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, Fransa'nın başkenti Paris'te Türk Mutfağı Haftası kapsamında "Türk Mutfağı: Gelenek ve Modernite Arasında Yaşayan Bir Miras" etkinliğini düzenledi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan'ın himayelerinde bu yıl "Bir Sofrada Miras" temasıyla 21-27 Mayıs tarihlerinde kutlanan Türk Mutfağı Haftası dolayısıyla Paris'te gastronomi ve otelcilik okulu Ferrandi'de etkinlik organize edildi.
Etkinlik, Türk mutfağı konulu yuvarlak masa toplantısıyla başladı. Ardından helva, soğanlı dolma ve içli köfte yapımının anlatıldığı bir atölye gerçekleştirildi. Davetlilere Türk lezzetleri ikram edildi.
Etkinliğe, Türkiye'nin Paris Büyükelçisi Yunus Demirer, Paris Başkonsolosu Kerem Yılmaz, Paris Büyükelçiliği Basın Müşaviri Özge Kodaz ve Atatürk Kültür Merkezi Başkanı Doç. Dr. Zeki Eraslan'ın yanı sıra çok sayıda davetli katıldı.
Paris Büyükelçiliği İletişim Müşavirliği Mahalli Katip Şelale Sarıtaylı-Alvado, açılışta yaptığı konuşmada Türk mutfağının bir mutfak sanatından daha fazlası olduğunu belirtti. Sarıtaylı-Alvado, Türk mutfağının tarihin, ortak hafızanın, nesilden nesle aktarılan bilgi birikiminin ve derin köklere sahip bir paylaşma kültürünün yansıması olduğunu söyledi.
Panel moderatörü Başkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Suna Timur Ağıldere, Türk Mutfağı Haftası'nın hem Türkiye'de hem de dünya genelindeki Türk temsilciliklerinde kutlandığını ifade etti. Ağıldere, bu yılın temasının ilham vermeye ve yenilenmeye devam eden zengin mutfak mirası hakkında düşünmeye teşvik ettiğini belirtti.
Gastronomi tarihçisi Patrick Rambourg, gastronomi diplomasisinin insanlık tarihi kadar eski olduğunu anlattı. Rambourg, 17. yüzyıl Fransız yemek kitaplarında "Türk usulü" ifadesine rastladığını ve ünlü Fransız şef Urbain Dubois'nun kitabında yaklaşık 17 yemek tarifinde bu ifadeye yer verdiğini dile getirdi.
Rambourg, 16-17. yüzyılda Avrupa'ya kahve, sıcak çikolata ve çay gibi "egzotik içeceklerin" geldiğini söyledi. Kahvenin doğrudan Türkiye'den Fransa'ya ulaştığını belirten Rambourg, 17. yüzyılda kahvehanelerin atası olarak kabul edilen yerlerden bahsedildiğini ve kahvenin Fransa'da bu yüzyılda yerleştiğini aktardı.
Rambourg, Osmanlı Elçisi Süleyman Ağa'nın 17. yüzyılda Paris'te yüksek sosyeteyi kahveyle tanıştırdığını ve bu yolla gastronomi diplomasisi yaptığını söyledi. Bu durumun Osmanlı İmparatorluğu'nun imajını güzelleştirmeye katkı sağladığını vurguladı.
Coğrafyacı Pierre Raffard, 20 yıldır Türk mutfağıyla ilgilendiğini belirterek Gaziantep'in ülkenin gastronomi başkenti olduğunu söyledi. Raffard, Türkiye'nin konumunun kültürlerin ve imparatorlukların kavşağında yer aldığını, bu nedenle mutfağının zengin ve çeşitli olduğunu ifade etti. Türk diasporasının ve uluslararası alandaki Türk şeflerin Türk mutfağının tanıtımında önemli rol oynayabileceğini vurguladı.
Türk şef Sinem Özler, Türk toplumunun mutfak açısından şanslı olduğunu belirtti. Özler, Türkiye'nin konumunun yeniliklerden ilk etkilenen ülkelerden biri olduğunu, bu nedenle ellerindeki değerleri öne çıkarmaya çalıştıklarını söyledi. Anadolu mutfağını dünyaya anlatma mottosuyla yola çıktıklarını ve yemekleri kendi halleriyle sunduklarını aktardı.
Türk mühendis ve aşçı Esin Fakılı, Anadolu'nun çeşitli lezzetlerini tanıtmayı amaçladığını belirtti. Fakılı, Türk mutfağı dendiğinde akla öncelikle kebap ve dönerin geldiğini, ancak Türk mutfağının olağanüstü bir mirasa sahip olduğunu söyledi. Bir kültürü ve mutfağını birbirinden ayırmanın imkansız olduğunu vurguladı.
Büyükelçi Demirer'in, Türklerin yemeklerde yoğurdu yoğun kullanmasının nedenlerini sorması üzerine Raffard, "Yoğurt çok eski bir Türk kelimesi. Birinci binyılın başında Orta Asya'da göçebe hayatı yaşayan ilk Türk boylarından gelen bir kelimedir. Bence bu, Türklerin yoğurda neden bu denli bağlı olduğunu anlatıyor." şeklinde yanıtladı.




Yorumlar
…Yorumlar yükleniyor…