İlginç ve zor günlerden geçiyoruz… İktidarda, muhalefette karşılıklı suçlama ve iddialarını sürdürüyorlar. Bir tarafta parti içi çekişmeleri ile CHP ön planda, öte yanda rejime yönelik muhalefet tartışmaları… Gerçek gündemde Halkın istek ve ihtiyaçları çığ gibi büyüyor. Temcit pilavı gibi ayni haberlerin tekrarlanıp durması, bu sabah acaba kime operasyon düzenlendi beklentileri herkesi sıkmış ve tedirgin etmiş durumda.  Televizyonlarda ise kadın programları ve eski diziler gerçek gündemi örtmeye  çalışıyor. Halk; yanlı haberleri izlemekten bıkmış durumda.

Maalesef ne iktidar ne de muhalefet bu kör dövüşünden bir sonuç çıkaramıyor.

***

Uzun bir süredir zamanımın büyük bölümünü “Milli Olma” ve “Milliyetçi” olma kavramlarına ayırdım. Özellikle kurucumuz Mustafa Kemal ATATÜRK’ün fikir ve düşünceleri çok önemli… Satır aralarına gizlenmiş pek çok gerçek var.

Milli olmak ve Milliyetçi olmak için; önce “Atatürk’ün işaret ettiği kavramları iyi bilmek ve anlamaya çalışmak gerekiyor. Onun görüşlerinden birkaç satır alarak yeni fikirler öne sürmek, dayatmacı bir politika oluşturmak mümkün değil.  Öncelikle bu fikirlere ilgi duymak, sonra bilgi sahibi olmak, görüş elde etmek ve Türk halkını sevmek gerekiyor. Kimse özünde var olan gerçekleri değiştiremez. Atatürk Milliyetçiliğini değiştiremeyeceğimiz gibi…

***

Bizim izcilik yaptığımız dönemlerde; ilkokul öğrencilerinin katıldığı gruplardaki üyelere “Yavrukurt” denirdi. Arma olarak Kurt başı kullanırdık. Daha sonraları “Kurt” bir siyasal simge olduğu gerekçesi ile iktidarın baskısı ile kaldırılmış, “Küçük İzci” diyerek yavru kurtluğun varlığını küçümseyen bir isim almıştı. Tabii, kurt armasında kaldırılmıştı. Zamanında bu işe itiraz edenler bir partinin militanı gibi kabul edilmişti.  Bütün Dünya’da 8-11 yaş arasındaki izcilere yavrukurt denmeye ve kurt başı şeklinde dizayn edilmiş arması kullanılmaya devam ediyor.

Bu örneği vermemin amacı başka…

Şimdilerde “Yeni CHP’nin isim ve armasının ne olacağı tartışılıyormuş.  Ne garip benzerlik değil mi?

Partiler simgelerinin yer aldığı siyasi objelerden ibaret değildir. Siyasi partileri sağcı-solcu, milliyetçi, dinci gibi ayrımlar ile tanımlamak ülkemizin yasalarına tamamen aykırıdır. Ülkemizde bir partinin nasıl kurulacağı ve hangi kurallara uyacağı yasalar ile belirlenmiştir. Halkı sınıflara ayırıcı partiler kurulamaz.  Eğer mevcut partilerin böyle bir niyetleri var ise bunu alenen söyleyemezler, gizli hedefleri olabilir. Çünkü kurulan her parti ülkeye hizmet etmek, insanımızın gelişimine ve ülkemizin kalkınmasına yönelik idealler benimsemekle yükümlüdürler. Bunu kuruluş amaçlarında belirtirler.  Yapmayı taahhüt ettikleri işler ise vaadler zincirinde yer alır.

Halkı bölecek, onları ayrıştıracak kararlar almak, “Milli” hedefimiz olan ülkemizi ve insanımızı “Muassır medeniyetler” seviyesine çıkartma ülküsüne ters düşecek işler yapmak, söylemlerde bulunmak mümkün değildir. Devlet, hepimize aittir. Siyasi iktidarlar ise devletin işleyişini eşitlik ve özgürlükler kavramı içinde, yaşamı güzelleştirecek, ülkenin ihtiyaçlarını karşılayacak işleri yapacak kararları almayı gerektirir. Bunu da, mevcut bürokrat kadrolar ile  gerçekleştirirler. Bürokratlar ise görevlerini yerine getirirken mevzuat adını verdiğimiz yasalara uymakla yükümlüdürler. Parti görüş ve doktrinlerine göre değil.

İşte bütün olay bundan ibarettir.

***

Bu düzen “Milli irade”yi oluşturan, “Milli” olmayı gerektiren bir yapıdır. Türkiye’de bu kurallar ve “Milli”lik kavramı Cumhuriyetin ilanı ile,  Mustafa Kemal ATATÜRK döneminde başlamıştır. Sonraki yıllarda “Milli”lik kavramı asıl hedefinden saptırılarak parti sloganları haline gelmiştir.

En nihayetinde sevgili Haydar hoca “Milli Devlet” ve “Milli Ekonomi Modeli” gibi kavramları dile getirip, bunları kitaplaştırana, “Hoş geldin Atatürk” kitabını yazana kadar…

Bizim “Milli”liğimiz Anadolu coğrafyasından, Toroslardan, Karadeniz’in yaylalarından, Ege’nin adalarından, Balkanlardan, oralarda-köyde-kentte yaşayan insanların varlığından oluşur. Onlar bu ülkenin “Milli” fertleridir.  Geçimini toprağın verimliliklerinden sağlayan, tarlasına-çiftine-çubuğuna oralardaki kurda kuşa sahip çıkan; ağacı çiçeği koruyup yetiştirmiş,  savaş zamanı evlatlarını feda etmiş kadim bir ırkın son temsilcileri olan “Milli”lerimizdir.  Soyumuz bellidir.  Bozkırlarda, steplerde at koşturmuştur. Çorak toprakların yeşertilmesinde, delik gözlü bir ağ ile balık tutulmasında, çatlamış ellerin, bükülmüş bellerin, erken ihtiyarlamış kısacası “Anadolu insanı”nın “Milli”liğidir… Onlar bu toprakları yurt yapmışlar, yaşamın kapılarını aralamışlardır.

Bu Milli’lik, Lüks salonlarda, yatlarda, katlarda, havyarlı, şampanyalı kutlamalarda boy gösterenlerin “Milli”liği değildir…

Söylenecek çok şey var. Ancak bu ülkenin insanlarını tanımayan; gücünü küçümseyen, “Milli” olmayan kimseler bunun değerini bilemezler…

Misak-ı Milli kavramını unutmayanlara selam olsun.

Bizden anlayanlara söylemesi… Gerisi eskilerin değimi ile “Laf-ı Güzaf”tır.

Taner TÜMERDİRİM

[email protected]