Halil Kaya önce beni dernekten aldı, sonra da yolda Durmuş Ali Matur’u. Üçümüz birlikte davete doğru gidiyoruz.
Hava sıcak; 21 derece. Arabada klima çalışıyor çalışmasına ama insanın içini ferahlatan o tabii serinliğin yerini tutmuyor. Suni serinlik…
Durmuş Ali Bey daha arabaya biner binmez Kurban Bayramı meselesini açtı:
“Hocam,” dedi, “sizin görüşlerinize değer veren birisiyim. Kurban kesiminin Allah’ın rızasına uygun olması için nasıl bir yol izlemeliyiz?”
Ardından dedesinden bahsetti. Köyün varlıklı ailelerinden olduklarını, kurban zamanlarında dağıtılan paylarla insanların nasıl sevindirildiğini anlattı. Belliydi… O eski bayramların özlemini çekiyordu.
Hangimiz çekmiyoruz ki?
Muhabbet muhabbeti açtı. Kurbandan girdik, paylaşmaktan çıktık. Sonra söz döndü dolaştı yine Berlin’e geldi.
Neden bir kültür evimiz yok?
Neden üniversite öğrencileri için bir yurdumuz yok?
Neden kalıcı kurumlarımız yok?
Yokları saymaya başlayınca ardı arkası kesilmiyor. Yıllardır biraz da bunun muhasebesini yapıyoruz aslında. İnşallah bir gün varlarımızı da konuşuruz.
Trafik oldukça yoğundu ama verilen adrese zamanından önce vardık. Kapıda konsolosluğun güler yüzlü hanımefendileri karşıladı bizi. İsim kontrolü yapıldı. Dedektör de bizi yokladıktan sonra içeri buyur edildik.
Uzun zamandır resmî toplantılara katılmadığım için selamlaşacak, el sıkışacak, bayramlaşacak insan sayısı oldukça fazlaydı. Masaları tek tek dolaştık. Bazı masalarda fazla kaldık.
İkramlar abartılı değildi: Et kavurma, içli pilav, köfte, salata, Arnavut ciğeri… Tabii ki baklava.
Benim gözüm ise semaverdeydi.
“Herhâlde ÇAYKUR çayı demleniyordur,” dedim içimden.
Yanılmışım.
Yine eskiye dönülmüş.
Ahmet Başar dönemindeki hassasiyet geride kalmış.
İnsan bazen küçük gibi görünen meselelerin aslında büyük bir zihniyet meselesi olduğunu düşünüyor. Bir ülkenin büyükelçisi, başkonsolosu, müşavirleri, ataşeleri kendi ülkelerinin ürünlerine sahip çıkmazsa bunu anlamakta oldukça zorlanıyorum.
Biz çay içen bir milletiz. Kendi toprağımızda da çay üretiyoruz. Üstelik dünyanın en kaliteli çaylarından biri üretiliyor Karadeniz’de. Doğal, temiz, emek verilmiş bir çay…BİO çay.
Ama ne acıdır ki bazen Karadenizliler bile kendi çaylarını yeterince tüketmiyorlar.
Sadece Almanya’daki Türkler ÇAYKUR çayı içse, inanın Karadeniz yeniden ihya olur.
Bu mesele sadece çay meselesi değil aslında. Kendi değerine sahip çıkma meselesi…
Ben yazacağım. Ömrüm oldukça, elim kalem tuttukça yazacağım.
Derken program başladı. Önce Başkonsolos İlker Okan Şanlı kürsüye davet edildi.
Şanlı, halk tarafından sevilen bir diplomat. Katıldığı davetler, insanlarla kurduğu sıcak ilişki ve ulaşılabilir tavrıyla dikkat çekiyor. Eşi hanımefendi de aynı nezaketi taşıyor.
Başkonsolos Şanlı konuşmasında şunları söyledi: “Bu güzel bayram günü, siz kıymetli vatandaşlarımızla Başkonsolosluğumuz resmi konutunda biraraya gelmekten büyük bir memnuniyet duyuyorum. Hepinizi şahsım ve Başkonsolosluğumuz adına sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Mübarek Kurban Bayramınızı en içten dileklerimle tebrik ediyorum.
Bir Kurban Bayramı’na daha erişmenin mutluluğu ve heyecanını yaşıyoruz. Hepimizin bildiği üzere, bayramlarımız alelade birer takvim yaprağından çok daha ötedirler. Zira, bayramların bizim kültürümüzde çok özel bir yeri vardır. Onlar adeta sevgiye, barışa, dostluğa, kardeşliğe, birlik ve beraberliğe açılan kapılardır. Kurban Bayramı da, dinen bir vecibe olmanın yanısıra, aynı zamanda paylaşmayı hatırlatır. Soframızı, sevgimizi, vaktimizi ve gönlümüzü paylaşmayı… İnsanın sadece kendisi için değil, başkaları için de yaşamasının gerekliliğini anımsatır. Bu sayede, toplumsal dayanışmanın önemini öğretir.
Berlin’de yaşayan vatandaşlarımızla hemen her buluşmamızda şunu görüyorum: Burada çok güçlü bir dayanışma kültürü nesiller boyunca oluşmuş durumda. Asrın felaketi sonrasındaki kitlesel yardım seferberliğinde olduğu gibi, bazı acı tecrübelerimizin sonrasında bunu açıklıkla gördük. Bu tür olağanüstü hallerin dışındaki durumlarda da, Başkonsolosluğumuzun temasta olduğu 150 civarındaki dernek ve sivil toplum kuruluşumuz, her biri kendi uğraş alanlarında ve üye tabanlarında dayanışmanın örneğini göstermektedirler. Ayrıca, Berlin gibi nüfusumuzun hayli yüksek olduğu bir merkezde, sivil toplumun önemi daha belirgin bir biçimde öne çıkmaktadır. Sivil toplumumuzun güzide üyeleri, gerek Türk toplumunun gerek hepimize evsahipliği yapan bu güzel şehrin hayrına olacak plan, proje ve faaliyetler için en yakın çalışma ve danışma ortaklarımızdır. Dün olduğu gibi bundan sonraki dönemlerde de, kapılarımız ve gönüllerimiz bu yönde açık olacak, imkanlar ölçüsünde katkımızı sunmaya çalışacağız.”
Ardından Büyükelçi Gökhan Turan da kısa bir konuşma yaptı. Başkonsolos Şanlı’ya çalışmalarından dolayı teşekkür etti ve davetlilerin Kurban Bayramı’nı tebrik etti.
Bahçe doluydu.
Farklı dünya görüşlerinden insanlar aynı masa etrafında toplanmışlardı. Belki de bayramların en güzel tarafı buydu. İnsanların birbirine yaklaşabilmesi…
Çünkü bazen bir bayram, sadece bayram değildir.
Bir hatırlayıştır.
Bir toparlanıştır.
Birbirimizi yeniden fark ediştir.
Kurban bayramı hayırlara vesile olsun…
Rüştü KAM
28.05.2026 / BERLİN
ha-ber.com




Yorumlar
…Yorumlar yükleniyor…