12 eylül 1980  faşist darbesinin sol, sosyalist, aydınlar…,  üzerinde yarattığı yıkım sonrası resmi ideoloji yeni bir yazılımla   Alevi  tanımı yaratma  çalışmaları başlatı.

 Türkiye’de siyaset tam anlamıyla açıktan  etnik kimlik ve inanç üzerinden şekillenmeye başladı. Alevi inancından halkların; sol,  devrimci, demokrat düşünce;  sendikalar, akademik ve  meslek odaları içinde var olan örgütlü  gücünü kırmak için 1990’ların başından itibaren Alevi öğretisini  mezhep zeminine çekip,  resmi  siyasetin bir  parçası haline getirilmesini hedeflendi.

 Özal döneminden başlayan, günümüze kadar uzanan dönemde siyasi iktidarlar     Alevileri “tebaalarına alarak” eşit yurttaşlık talepleri  doğrultusunda “kontrollü ve koordineli” olarak,  siyaseti temalı  “örgütleme/ örgütlenme”  çalışmaları sürdürdüler.  

Resmi siyasal irade, Alevi kimliğini resetleyerek güncelleyip,  kendi güvenli alanında tutmaya çalışıyor.

Resmi siyaset mühendisliği  Avrupa ve Türkiye’de  Alevi örgütlenmeleri içinden    “kınalı koçlarını  itina ile seçilerek”  kontenjan aldıkları siyasi partilere    dağılımını yaparak, çıkardıkları milletvekilleri performanslarıyla ülkede siyasi ölçüm yapmaktalar.

Bu süreç,   Alevi  kurumlarında  aşınma ve işlev kaybı  oluştu. Alevilik ile Aleviler arasında  çelişkiler yaratıldı.  İnanç değerlerini  siyasallaştıran devşirmeler    ayrışmaları körükleyerek   süre gelen toplumsal  gücü zayıflatarak, geleneksel Alevi inancı değerlerini aşındırdılar.

Alevilerin, hoşgörülü, paylaşımcı,  devrimci, demokrat… damarlarını “budandılar.”

  Ali’li- Ali’siz Alevilik, Bektaşilik, Anadolu Aleviliği, Cem Vakfı,  Pirsultan Abdal vb örgütlenmelerle siyasi partilerin arka bahçeleri haline getirildiler.

Bu süreçte Alevi kurumları içine tünemiş  siyaset  deccallar aracılığı ile   devlet,   Aleviliği kontrolü altında tutma refleksleri geliştirdi.

Ali Rıza Gülçiçek, Reha Çamuroğlu, Ali Kenanoğlu ve  Doğan Demir…,  partilere    kontenjan  milletvekilleri olarak  dağıtılarak, bunların üzerinden  Alevilik özünden koparılarak  siyasallaştırıldı.

Alevi kimliği üzerinden siyaset ve hafızasızlık

Türkiye siyasetinin en acımasız gerçeklerinden biri,  seçim dönemlerinde din, mezhep , ulus, milliyet duyguları milletvekili  seçilmenin ve iktidar olma aracına dönüştürülmesi, seçimden sonra ise birer yük gibi görülmesidir.

Özünde,  inancı siyasallaştıran  deccalların; ne Alevi öğretisi çevrelerinde, ne   Alevi toplumu içinde,  ne de işçi ve emekçiler nezdinde etkin bir yere sahip olamazlar.  Siyasi  kariyerleri   gereği Alevileri siyasi arenaya çekmekle görevlidirler.

Bu yapısal modelin  son örneği olan;   Doğan Demir’in  hikâyesi Aleviler açısından  acı, bir o kadar da öğretici bir örnektir.

Alevi inancının   temsilcisi olmayan, Milletvekili olması neredeyse imkânsızken, hasbelkader bir dönem içinde bulunduğu  Alevi kurumu üyelerinin duygularını ustaca kullanarak CHP  listelerinden, Gelecek Partisi kontenjanıyla milletvekili seçilerek meclis’e girdi. 

 Gelecek Partisi, gelecek vaat etmediğinden olmalı ki,  partisinden istifa eden Doğan Demir şu sıralar  gelecek  seçimlerde adaylığını garantilemek veya cumhurbaşkanı  ofisinde görev  almak için kulisler yaptığı konuşuluyor.

Çevresine  Alevi inancından yüz   kişiyi  toplayamayacak kadar, Alevi toplumundan uzak olan Doğan Demir;  Çorum, Malatya, Maraş ve Sivas katliamcılarının, katillerin ve destekçilerinin  siyaseten beslendiği MHP’nin genel başkanıyla Alevi kimliği üzerinden kimin adına,  ne teması kuruyor?  Merak konusu oldu!

Bu nasıl bir hafızasızlıktır?

1978 Maraş’ta yüzlerce alevi evinde yakılarak, dövülerek, boğularak, kurşunlanarak öldürüldü. 1980 Çorum’da insanlar, ekin tarlalarında,  sokak ortasında katledildi.   3-4 eylül 1978’de Sivas’da  9 kişi öldürüldü. 100’e yakın yaralı vardı. 97 konut, 350 işyeri yakılıp yıkılıp tahrip edildi…

Sokakta kurşunlanarak, evde iple boğularak, okul yolunda taranarak, işkence edilerek öldürülenlerin,  toplu katlıyamların   sorumluları ve uygulayıcıları MHP  veya Ülkü Ocakları üyeleri değiller miydi?   

 MHP’nin bu tarihle ilişkisi salt  belgelere dayalı  ibraz edilmesi dışında ,  toplumsal hafızada da kayıtlı değil mi?

Evet, siyasette diyalog kurma ,  geçmişle yüzleşme  önemidir, kuşkusuz;   geçmişin hesabını verme, özeleştiri yapma daha çok önemlidir.

MHP ile Aleviler adına kim hangi sıfatla görüşür?

“Guguk kuşu yöntemiyle saz bülbüllerinin yuvasına  yerleştirilmiş, kabuğundan çıktığında   diğer yavrulardan farklı olduğu anlaşılınca yuvadan atılmışlar.”    Guguk kuşu türleri;  toplumsal hafızayı yok sayarak, Alevilik umurlarında olmadan, kendi  gelecek siyasi yaşamını her hangi bir partide   sürdürmenin  telaşındalar.

Dört kapı, kırk makamdan uzaklaşan,   Doğan Demir,  Devlet derdine  derman arayıp,  Bahçeli’nin makamında kabul gördü.  

Bu nasıl bir aymazlık!

Alevi kimliği; kişisel makamı, siyasal iradeyi,  siyaset ve  parti üyeliğini, siyaset simsarlığını…, red eder.  Kafayı sıyırıp, geçmiş hafızayı silerek, hala   sızılayan   yaraların acısını hissetmeyenler, Alevi öğretisini özümsememişler,  Alevi olarak tanımlanabilinir mi? Bu değerlerden yoksun olanlar  Alevi inancına göre düşkün sayılmazlar mı?

 Sonuç olarak:

Hafızasını yitiren kişiler  nerden geldiklerini, nasıl ve ne için yaşadıklarını algılayamazlar.  Geçmişine ihanet, gelecek nesillere ibretlik eser bırakırlar. Önce  kendini,  sonra onurlarını, en sonunda da geleceklerini kaybederler…

Hadi hayırlısı…